Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaşım

Osmanlı, Galata Köprüsü

Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaşım
Osmanlı Devleti üç kıtaya yayılan topraklarında ulaşım ve haberleşmeye azami önemi vermek zorundaydı. İmparatorluk topraklarının güneyi çöller, merkezi dağlar, batısı ve doğusu da düşman saldırılar ile tehdit edilmekteydi. Çevresindeki devletlere nazaran coğrafyası ulaşım ve haberleşme açısından en zor devlet Osmanlı idi. Bu geniş coğrafyada ulaşım hizmetlerinin aksamaması için lonca teşkilatı ve kati kurallar oluşturulmuştu. Makineleşmeye kadar imparatorluk topraklarındaki ulaşım ve haberleşme devletin sakındığı bir konu idi. demiryolu ve telgraf ile coğrafi koşullar bir nebze hafifletilmiş ve merkezi idare güçlenmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaşım
Ulaşım aracı sanayi emperyalizmine kadar deve ve yelkenli gemidir. Ulaşım teknolojisinin ilkelliği nedeniyle büyük şehirler 19. yüzyıl ortalarına kadar zaruri maddelerin temininde de­vamlı sıkıntı çektiler. Bu konuda değişmeler tarımda, ulaşımda başlayan yavaş çağdaşlaşma ile paralel gitti. Gelişmiş taşıma araçları(araba gibi) kullanılmadığından inşaatta da hafif ve niteliksiz gereçler kullanılmıştır. 16. yüzyılda İstanbul’a gelen Alman seyyah Schweigger: “Evleri ağaç ve kerpiçtendir. Buna rağmen bizdeki bina­lar kadar pahalıya mal oluyor.” demiştir. Osmanlı coğrafyasının genişliği ve bakım için gerekli emtianın sağlanamaması atlı ulaşımdansa, devenin tercih edilmesine neden olmuştur. 19. yüzyıla dek de ulaşım ve haberleşme organik güce dayanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda yollar sağ kol, orta kol ve sol kol olmak üzere üç ana koldan meydana gelmekteydi:
Anadolu sağ kolu: İstanbul, Eskişehir, Akşehir, Konya, Antakya şehirlerinden Halep’e ulaşılmaktaydı. Bunun yanında Antakya’dan itibaren ayrılan bir yol ile Şam üzerinden Mısır’a gidebilmek mümkündü. Bu güzergâh üzerinden hac yolu olarak bilenen Mekke ve Medine’ye de gidilmekteydi.

Orta kol: Üsküdar, Gebze, İznik, Sapanca, Geyve, Hendek, Ayaş, Düzce, Bolu, Hacı Hamza, Merzifon, Amasya, Turhal, Sivas, Hasan Çelebi, Malatya, Harput ve Diyarbakır güzergâhı takip edilirdi.

Rumeli sağ kolu: Vize, Kırklareli, Aydos, Prevadi, Karasu, Babadağ, İsakçı, Akkirman takip edilerek Karadeniz’in kuzey kıyıları üzerinden Özi ve Kırım’a uzanırdı.

Orta kol: İstanbul, Silivri, Çorlu, Edirne, Filibe, Sofya, Niş ve Yagodina üzerinden Belgrad’a giderdi.

Sol kol: İstanbul, Silivri, Tekirdağ, Gelibolu, Malkara, Keşan, Ferecik, Dimetoka, Gümülcine, Pravişte, Lanzaka, Selanik, Yenişehir, Çatalca, İzdin, Livadya ve İstefe’ye gitmekteydi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Demiryolu
Demiryolu, idarenin umut bağladığı, fakat mali kriz yaratan ve dış borçlanmayı arttıran bir araç oldu. Muhtelif ulusların şirketleri tarafından döşendiklerinden, demiryolu hatları Anadolu kıtasında birbirlerini tamamlayan bir ağ meydana getiremediler ve daha döşendiklerinden itibaren gerileyen bir teknoloji ile kurulan bu demiryolu ağı asrımıza bir problem olarak devredildi. Demiryolları, özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde bir yandan zirai hasılayı arttıran, Anadolu kıtasına muhacirlerin iskanını kolaylaştıran ve asayişin kurulmasına yardımcı olan bir araçtır.

(Visited 7 times, 1 visits today)

Related posts

Leave a Comment