Yerkürenin Su Döngüsü

Yerkürenin su döngüsü, yerine başka hiç bir şeyi koyamayacağımız bir değerdir ama günümüzde insanların faaliyetleri bu değeri tehlikeli biçimde bozuyor.Okyanuslar, buzullar, göller ve derin aküferlerde büyük miktarda suyun bulunmasına karşın, yerküredeki suların sadece çok küçük bir kısmı ( %1’den azı ) tatlı su ve su döngüsü içinde yenilenebiliyor.Dünyadaki yaşamın büyük bölümü, bu değerli yağışlarla ( yılda 110.000 kilometreküp ) sürdürülebiliyor.

Bütün değerli varlıklı gibi, küresel su döngüsü de topluma sürekli bir yarar sağlıyor.Nehirler, göller, sulak alanlar, aküferler ve diğer tatlı su ekosistemleri ormanlarla, otlaklarla ve diğer karasal ortamlarla birlikte çalışarak selleri azaltmaktan yeraltı sularını yenilemeye kadar pek çok değerli ürün ve hizmeti insanoğluna sunuyor.Aral Gölü bölgesinde yaşayanları birebir gördükleri gibi, bu hizmetlerin doğası ve değeri, ancak kaybedildikten sonra anlaşılıyor.

şehirde yüzen balinalar

Avcı toplayıcılardan, en gelişmiş sulama tabanlı topluluklara kadar bütün insan toplulukları gıda, su ve geçim için her zaman tatlı su ekosistemlerine bağımlı olmuştur.İlk büyük uygarlıklarının hepsinin nehir kıyılarında gelişip büyümesi bir rastlantı değildir.Eski Mısırlılar, Nil’in tarlalara su besin taşıyan, toprakta birikmiş zararlı tuzları alıp götüren yıllık taşkınları sayesinde binlerce yıl bolluk içinde yaşadılar.Ama yine tarihten öğrendiğimize göre, doğanın hizmetlerine bağımlı olmak, bu hizmetlerin koruma sorumluluğunu da beraberinde getiriyor.Yazar Jared Diamond’un ” ekolojik intihar ” olarak adlandırdığı gibi, toplulukların bağımlı oldukları ekosistemleri yıkmaları, sayısız toplumun çökmesine neden oluyor.Bunların arasında eski Mezopotamya’da yaşamış Sümerler, İndüs nehri vadisinde yaşamış Harappalar, Amerika kıtalarında ki Anasazi, Hohokam ve Mayalar’da yer alıyor…

Günümüzde küreselleşmiş ve teknolojik açıdan gelişmiş dünyamızın bu gibi toplumsal çöküşlere karşı bağışıklık kazanmış olduğunu düşünüyoruz.Oysa insanoğlunun su döngüsüne olan bağımlılığı kaçınılmaz.Dünyadaki sulama, sanayi ve evsel su kullanımının % 99′ undan fazlası doğrudan nehirler, göller ve aküferlerden geliyor.Sulak alanlar ve nehirlerin taşkın ovaları insanları sellerden koruyor, balıklar için yumurtlama alanı sağlıyor, yeraltı su kaynaklarını yeniliyor, toprak verimliliğini tazeliyor, sudaki kirleticileri arıtıyor.

Sözgelimi, Güneydoğu Asya’daki Mekong Nehri Havzasında, 50 milyonu aşkın insan beslenme ve geçim için balığa bağımlı bulunuyor; bu balıkların % 90’ı nehrin taşkın ovasındaki balık tarlalarında ve orman kıyılarında yumurtluyor.Sağlıklı nehir sistemleri göller, haliçler ve pek çok kıyı ekosistemi açısından da hayati önem taşıyor.Nehirler, Florida’daki Apalachicola Koyu’nun değerli mavi yengeçleri ve istiridyelerinden, Aral Gölü’nün yok olmuş balık türlerine kadar pek çok balık bölgesi açısından çok önemli besinleri taşıyor ve tuzluluk dengesini koruyor.

Bilim insanları bitkilerin, hayvanların ve bunların içinde yaşadıkları ortamların, bu hizmetleri tam olarak nasıl sağladıklarını araştırıyor.Ekonomistler ise bu hizmetlere, karar alma mekanizmalarındaki kişilerin kullanabileceği maddi değerler biçmeye çalışıyor.Fakat bu sırada nüfusun artması ve ekonomilerin büyümesi nedeniyle toprak ve su üzerinde yeni talepler oluşturdukça ekosistemlerdeki bozulma da hızla artıyor.
SHN Bilişim Makale Servisi

(Visited 1 times, 1 visits today)

ilgili konular

Leave a Comment