1948 Londra Olimpiyatları’ndaki Türk Düşmanlığı

Yaşar Doğu, Gazanfer Bilge, Nasuh Akar, Celâl Atik

Ata sporumuz güneş yeniden şahlandı. Güreşçilerimiz, minderde fırtına gibi esiyorlar
1948 Londra Olimpiytları’nda da güreşçilerimiz fırtına gibi esmiş; Türk bayrağını defalarca göndere çektirmişlerdi. İstiklal Marşı’nı o kadar çok dinletmişlerdi ki yabancılar, ‘Neredeyse Türkiye’nin millî marşını ezberleyeceğiz.’ diye söylenmişlerdi.

1946’da Avrupa Serbest Güreş Şampiyonası’nda birinci olan güreş millî takımı, 1948 olimpiyatlarına Emirgan’da, sıkı bir şekilde hazırlandı. Antrenmanlar, açık havaya kurulan ot minderlerde, ekli kamyon brandaları üzerinde yapıldı. Güneş vurunca minder yanmakta ve yere düşen güreşçilerin vücûdunu yakmaktaydı. Güreşçilerimiz bu brandalı ot minderde yere düşmemeyi o kadar çok çalıştılar ki olimpiyatta kimse sırtlarını yere getiremedi. Başta Yaşar Doğu, Gazanfer Bilge, Nasuh Akar, Celâl Atik olmak üzere güreşçilerimiz târih yazdılar. Yiğitlik ve dürüstlüğün simgesi olan ata sporu güreş şahlanmıştı. ‘Ben her zaman güreşirken arkamda Türk milletinin olduğunu ve millet şerefini düşünürdüm.’ diyen Kurtdereli Mehmed Pehlivan’ın ruhu minderdeydi. Bilge, Atik ve Doğu, aynı anda üç minderde güreştiler. O kadar rahattılar ki oyun sırasında birbirlerine laf atıyorlardı. Celâl Atik, yan minderlerdeki Bilge ve Doğu’ya ‘Hadi, sizi bekliyorum.’ dedikten sonra, üçü de sözleştikleri gibi rakiplerini tuş ettiler. Yarışmıyor, âdeta eğleniyorlardı.

Netice olarak Londra Wembley Stadı’nda ay-yıldızlı bayrağımız 12 defa göndere çekildi; 6 defa İstiklâl Marşı okundu. 3 Ağustos Türklerin zafer günü oldu. Güreşçilerimiz için ‘Korkunç Türk’ ifâdesi kullanıldı. Gazanfer Bilge’ye ‘tuş makinesi’ lakabı takılırken Celâl Atik’in, güreşi şiir gibi okuduğu söylendi. Atik’e duyguları sorulduğunda, ‘Biz vazifemizi yaptık.’ dedi.

Olimpiyat filmi rezaleti
Londra Olimpiyatları’nda Türkiye’nin muazzam bir zafer kazanacağı beklenmiyordu. Oyunların bitiminden sonra dünyanın her tarafında gösterilmek üzere bir film hazırlandı. 2 saat 15 dakikalık filmin prodüktörü, İngiliz Castelton Knight’dı. Kral önünde yapılan açılıştan yarışlara kadar her şeyin yer aldığı filmde, Türk güreşçilerin kazandığı üstün başarılardan tek kelime söz edilmemişti.

Türkiye’de ise resmî makamlarca bu filme bir tepki verilmediği gibi, gösterimine izin verildi. 4 Şubat 1949’da MTTB, filmin gösterimini protesto etti. Konu, Meclis’e taşındı. Gençliğin hassâsiyeti takdir edilirken resmî kurumların bu konudaki acziyeti ve duyarsızlığı kınandı.

Türk güreşçilerinin başarıları hakkında Türk Spor Dergisi’nde çıkan bir yazıda, bu başarıdaki mânevî yönlere vurgu yapıldı. Kâfile olimpiyatlara giderken Eyüp Sultan’a uğrayıp duâ etmişti. Londra’da Cuma namazı kılmıştı. Yazıda, güreşteki zafer övülürken iktidara da çok ciddî bir eleştiri yapılıyordu:

‘Çoktan beri bayram yapmak ve sevinmek zevkini kaybetmiştik. Hayat ağırlığı ve derdi, millet olarak muvaffakiyetlerin dışına sürülüp atılmış olmak ve dâima bir zümrenin yaptıklarına muvaffakiyet demek mecbûriyeti yurtta umûmî bir bezginlik uyandırmıştı’. Kahraman güreşçilerimiz, bu milletin seneler ve senelerden beri hasret kaldığı bir muzafferiyeti bize temin ettiler’. Güreşçilerimiz, birçok âtıl sefirlerimizin yapamadığı, birçok konferanslardaki delegelerimizin başaramadığını, hâriciyemizin, turizm büromuzun hakkından gelemediği işleri başarmışlar; Türk ismini i’lâ eylemişler; bütün bir medeniyet dünyasına Türklüğün mevcûdiyet, kudret ve vakarını hatırlatarak, senelerden beri devletin yapmak istemediği propaganda işini gürbüz omuzlarına alarak yurtlarına karşı vazifelerini yapmışlardır.’

(Visited 24 times, 1 visits today)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir